MENU

ROMANTİK İLİŞKİ SORUNLARI: CİNSELLİK

Cinsellik, temel dürtülerimizden biridir. Aynı zamanda romantik ilişkilerin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak, cinselliğin bir tabu olarak gözlemlenmesi ve kendi bedenini tanımaya yönelik çabaların ayıplanması sonucunda suçluluk, günahkarlık ve utanç duyguları cinsellikle özdeşleştirilebilmektedir.
Hal böyle olunca, çiftlerin vajinismus, erken boşalma gibi toplumda görülme sıklığı oldukça yüksek sorunları yıllarca sır gibi sakladıklarını görebilmekteyiz. Bu utangaçlığın arkasında genellikle sorunun çözümsüz ya da doğal olduğu yönündeki yanlış düşünceler yatar. Gün geçtikçe cinsel terapilere başvuranların sayısı artsa da başvuru ne yazık ki sorunun görülme sıklığına göre hala daha azdır. Aslında yaşanılan sorunlar pek çok çiftin deneyimlediği ve yapılandırılmış cinsel terapi seanslarıyla oldukça kolay çözülebilen problemlerdir.


“Cinsellik nedir?” sorusuna pek çok yanıt (mecburiyet, ihtiyaç, eylem, görev, haz, travma gibi) alabiliriz. Aslında cinselliğin doğru tanımı, kişinin kendisine ve bir başkasına fiziksel ve duygusal anlamda kendini açabilmesidir. Bazen cinselliği yanlış tanımlama şeklimiz ya da cinsellik hakkındaki kronik olumsuz duygularımız cinsel işlev bozukluklarının nedenleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Benzer şekilde, partnere duyulan kronik olumsuz duygular da cinsel işlev bozukluklarının en temel nedenlerinden biridir.
Cinsel ilişkide yaşanan sorunlar nedeniyle ilişkisinde mutsuz olduğunu dile getirenler oldukça azdır. Ancak cinsellik insan ve romantik ilişkiler söz konusu olduğunda önemli bir değişkendir. Örneğin, kadında orgazm bozukluğunun en sık nedenleri arasında eşler arası uyumsuzluk ve çatışma yer alır. Ya da diğer şekliyle orgazm sorunu yaşayan bir kadının ilişki sorunları ve çeşitli psikiyatrik hastalıklar yaşama olasılığı yüksektir. Çünkü orgazm ya da cinsel yaşam, hayat tatmini açısından önemlidir. Cinsel sorunların ilişki doyumunu ve hayat kalitesini etkilemesi doğal bir sonuçtur. Başka bir ifadeyle, cinsel sorunlar ilişkiye, ilişki sorunları da daime cinselliğe yansır.


Cinsel işlev bozuklukları toplumda çok sık görülen sorunlardır. Cinselliğin yasak, konuşulmasının ayıp olduğu, cinsel bilgi yetersizliğinin görüldüğü toplumlarda ise daha da fazla yaşanmaktadır. Yapılan çalışmalar, kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın her üç kişiden birinin yaşamlarının herhangi bir dönemlerinde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koymaktadır. Spesifik olarak bir örnek verecek olursak, her 4–5 erkekten birinde erken boşalma sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Yaşadığınız sorunun pek çok organik kökeni olabileceği gibi (prostat, tiroid, kronik hastalıklar, ilaçların yan etkileri gibi) psikojenik nedenleri (kronik olumsuz duygular, performans kaygısı, cinsel mitler, travmalar gibi) de oldukça fazladır. Ayrıca sorun organik kökenli olsa bile bir süre sonra cinsel birlikteliğin tekrarlı başarısızlığı, kişinin sorun çerçevesinde hissettikleri ve düşündükleri süreci daha da karmaşık bir hale getirebilmektedir.



Cinsel mitler, pek çoğumuzun farkında olmadığı düşünce sistemimize yerleşmiş kalıplardır. İşlevsel olmayan bu düşünce kalıpları, cinsel birliktelik beklentilerimizi, davranışlarımızı ve cinsel sorunlarımızı fazlasıyla etkiler. Kadınlarda cinsel isteksizlik problemine cinsel mitler çerçevesinde bakarak anlamaya çalışalım. “Kadının cinsel isteğini belli etmesi ve cinsel ilişkiyi başlatması ayıptır.”, “Kadın sevişmeye hayır dememelidir.”, “Cinsellik kadınlardan çok erkeklerin zevk alması içindir.” mitlerini ele aldığımızda cinselliğin daha çok erkeğin başlatması ve zevk alması gereken bir ihtiyaç ya da hak olarak görüldüğünü söyleyebiliriz.
Bu noktada cinsellik kadın için partnerini tatmin etmeyi, aile huzuru ve neslin devamı için ilişki içerisindeki görevini temsil etmeye başlar. Haliyle, haz ve doyum aracı olmaması süreç içerisinde normal karşılanır. Aslında cinsellik hem kadın hem erkek için ihtiyaç, haz ve doyum aracıdır. Cinsel isteksizlik ya da orgazm bozukluğu yaşayan pek çok kadın bu durumu doğal ve kader olarak algılamakta, tedavi için başvurular bu nedenle düşük kalmaktadır.
Cinsel işlev bozukluklarında eğitim yetersizliği de önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Çiftlerin anatomik ve psikolojik farklılıklarını bilmemeleri, bazen kendi başına sorunun çıkış noktası olabilmektedir. Ya da cinsel bilgi yetersizliği, ideal cinsel birliktelik algısına, yaşanacaklara ve yapılması gerekenlere dair abartılı performans beklentisine neden olabilmektedir. Beklentiler karşılanmadığında ise erektil disfonksiyon (sertleşme güçlüğü) ve cinsel istek bozuklukları yaşanabilmektedir.


Bu nedenle cinsel eğitimin yaygınlaştırılması, çiftlerin cinsel anatomi ve fizyoloji bilgilerine hakim olması gerekir. Örneğin, cinsel yaşam hakkında bilinmeyenlerden biri, cinsel yanıt döngüsüdür. İnsanda cinsel uyarana gösterilen fizyolojik tepki dört ayrı evreye ayrılmaktadır. Bu evreleri uyarılma, plato, orgazm ve çözülme olarak sıralayabiliriz. Cinsel yanıt döngüsünü bilmek sorunu bir çerçeveye oturtabilmek açısından faydalıdır. Kişi hangi evrede sıkıntı yaşadığını bu sayede daha net görebilir. Benzer şekilde, bazen kadın-erkek anatomi ve cinsellik farklarını bilmek, erojen bölgeleri tanımak, cinselliğe bakış açımızı değiştirdiğinden kaygı, utanç ve yetersizlik duygularını cinsel ilişkiden uzak tutabilmektedir.


Cinsel terapi, bireylerin yaşamış olduğu cinsel işlev bozukluklarının (cinsel istek azlığı, vajinismus, erektil disfonksiyon (sertleşme güçlüğü) ve erken boşalma gibi) altında yatan sebepleri inceleyen, sorunları nedenler çerçevesinde çözmeyi amaçlayan bir terapi türüdür. Terapi sürecinde tüm işlev bozuklukları için gidilecek yol planlı ve yapılandırılmıştır. Bunun nedeni ise kullanılan tekniklerin standardize ve geçerliliklerinin ispatlanmış olmasıdır.
Terapi boyunca çiftlerin kendi mahremlerinde yapacakları egzersizler, teknikler ve ev ödevleri kullanılır. Ancak, seanslarda uygulama yapma ve temas söz konusu değildir. Cinsel terapide belirli teknikler kullanılıyor olsa da cinsel terapinin hap bilgiler içermediğini de vurgulamak isterim. Cinsel mitler, tutucu ailede büyüme, yetersiz cinsel deneyim, ilişki sorunları, travmatik cinsel deneyimler, depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar, abartılı performans beklentisi, gebelik, doğum gibi pek çok neden sorununuzu şekillendirmiş olabilir. Bu nedenle her çiftin tedavi süreci özeldir. Sorunun nedeni ve süreci biricik olduğundan problemi ilişki, cinsel ve bireysel hayat çerçevesinde bütüncül olarak ele alabilmek önemlidir.



 Cinsellik ve cinsel sorunlar söz konusu olduğunda genel eğilim susmak yönündedir. Cinsellik için terapiste gidilir mi? Evet, cinsel hayatınızdaki sorunlar için terapiste gidilir. Örneğin, erken boşalmanın tek kalıcı tedavisi cinsel terapi ile kişiye boşalma kontrolünün öğretilmesidir. Çünkü bu sorun anatomik bir sorun olmaktan daha ziyade, panik, kaygı ve denetimsizlikten kaynaklanır. Bu yüzden medikal veya alternatif tedaviler (hacı-hocaya gitme, alkol alma gibi) kalıcı ve etkili değildir. Önemli olan çift olarak düzelme isteği ve çabasına sahip olmanız, cinsel terapinin anlamını ve adımlarını kavrıyor olmanız, ödevleri ve egzersizleri önceliğiniz haline getirmenizdir. Bir diğer nokta ise terapistinizin bu alanda yeterli eğitim ve uygulamaya sahip olmasıdır. Tüm koşullar çift ve terapist tarafından yerine getirildiğinde, sorunun çözülmesi için bir engel kalmayacaktır.