MENU

ERGENLİK VE MELANKOLİK ŞARKILAR

Ergenlik dönemine öfke, hüzün, utanç gibi pek çok duygu eşlik eder. Ancak mutluluk bu duygular arasında oldukça sönük kalır. Duygu dağılımını göz önüne aldığımızda ergenlik dönemini bir yas dönemi olarak da düşünebiliriz.

Bir ergenin -kendi ergenliğimin- gözünden bakınca oldukça karmaşık ve korkutucu bir dönem olduğunu söyleyebilirim. Yeni doğan bir bebeğin dünyaya alışması gibi ergenlik döneminde de uyum sağlanması gereken toplumsal, ruhsal ve bedensel pek çok değişiklik söz konusudur. Toplumsal açıdan bir birey olmamız beklenirken çocuk olarak da kalmaya devam etmemiz gerekir. Bir yandan kendimizi benimsemeli, kendimize yetmeli ve güvenmeli diğer yandan da akran ilişkilerimizi güçlendirerek dış dünyada yeni ilişkiler deneyimlemeliyizdir. Bir de unutmamak gerekir ki bu hassas dönemde hayat boyu sahipleneceğimiz ve seveceğimiz mesleği seçmemiz beklenir.

Sosyal, duygusal, bilişsel ve psikolojik alanlarda pek çok görev bizi beklemektedir. Cevaplanması gereken çok soru, doldurulması gereken çok boşluk vardır. Bu yönüyle yeniden doğuş zamanıdır. Ama aslında bir ilk ölümdür. Ergenliğe kadar canlıların -hayvanlarımızın ya da sevdiklerimizin- ölümüne şahit olsak da cevaplanması gereken bir soru ile karşı karşıya kalırız: Şimdi biz de büyüdüysek sıradaki nedir? Ölüm gerçekliği daha canlı olarak karşımızdadır. Kaybettiklerimizin yasını tutarken ölümün yerini ve kim olduğumuzu bulma vakti gelmiştir.

Peki neyin yası tutulur?

Ergenlik genelde bir keşif ve yenilik dönemi olarak ele alınır. Cinsellik ve kimlik gelişimi ile birlikte bir kazanım dönemi gibi görünse de aynı zamanda bir kayıp dönemidir. Çocukluk, çocuksu beden, anne-babayla kurulan bağ ve bu bağ üzerinden kendini tanımlama süreci sona ermiştir. Ergenlik dönemi, çocukluk döneminin bitişine veda etme ve yetişkinliğin getirdiklerini kabul etme sürecidir. Hepimizin aşina olduğu bu hüzün dönemi aslında bireyselleşme ve bağımsızlaşma için gerekli olan süreci temsil etmektedir. Ve en çok dinlenen melankolik şarkıları…

Kaybedilenler listesinin başına çocuksu bedenin sorunsuzluğunu koyabiliriz. Çocuksu beden ve çocuk kimliği geride kalmış, sancılı bir ikinci doğum süreci başlamıştır. Bebeğin anneden ayrılarak bireyselleşmeye başladığı ilk dönem gibi şimdi ebeveynlerle ikinci bir ayrılma-bireyleşme süreci yaşamamız gerekmektedir. Lakin bizi bekleyen atmosfer ilkinden daha zor ve daha kaotik görünmektedir. Böyle bir süreçte hep kendi dünyamızda ve kendimizle ilgileniyor olmamız ilginç değildir; çünkü kendimizi ve değişen dünyamızı benimsemek için önce değişen her şeyi tanımaya ihtiyacımız vardır.

Hepimiz ayna başında geçirdiğimiz o saatleri çok iyi biliriz. Nedeni ise bedenin değişmeye başlaması ve ergene göz kırpmasıdır. Bedensel değişimler sadece cinselliğin ve cinsel kimliğin keşfi değildir. Artık dünyaya bir canlı getirebilecek durumdayızdır. Bu durum ise gündemimize yeni bir konu getirir: Ölüm konusunu. Yetişkinler kervanına katılarak ebeveynlerimizden gördüğümüz o hayatı yaşamaya başlayacağımızı ya da bir zamanlar dedemizin yürüdüğü gibi ölüme doğru yavaş yavaş yürümeye başladığımızı açıkça görmeye başlarız. Ergenlikle birlikte hayatın anlamı değişmiş, ölümlü kategorisine giriş yapmışızdır.

Doğduğumuz andan itibaren sona doğru adım atmaya başlarız ancak bunun fark edilmesi çoğumuz için ergenliktir. Ergenliğe kadar döngüsel bir dünyada, tanıdık biçimlerde yaşarız. Herkesin bakışlarında, fotoğraflarda ve aynada aynı bedeni görmeye alışkınızdır. Oysa ergenliğe gelince birden bire her şey hızlanır. Denge bozulur. Her şeyin bir kez yaşanacak olduğunu ve bir daha geri gelmeyeceğini fark ederiz. Bu nedenle ergenlik sorularının başında “Ben kimim ve hayatın anlamı nedir?” soruları yer alır.

Ölüm kaygısı ile baş edebilmek için hayatın anlamını ve bu anlam içinde kendi yerimizi bulmaya çalışırız. Ölümün fark edildiği ve derinlemesine ele alındığı bu dönemde günlükler ve anı defterleri vazgeçilmez parçalar haline gelir. Tarih atıp notlar yazdığımız bu defterler ölüm kaygımızla baş edebilmemize, biricik varlığımızı yaşamamıza ve kendi tarihimizi yazmamıza yardımcı olur. Aynı zamanda o sayfalar gidenlerin yasını rahatça yaşayabilmemizi, bugünü ve geçmişte yaşadıklarımızı anlamlandırabilmemizi sağlar.

Ergenlik bu yönüyle aslında bir başlangıçtır. Hayatın anlamını bulma ve hayata anlam katma çabalarımızın başlangıcıdır.